MeNZiL.wp

Niyet ettim Allah rızası için..

Hadislerle Tasavvuf – 1. Hadis

Posted by Zâcir Ağustos 1, 2007

Ömer b. Hattab’dan (ra) rivayet edilen, Cebrail’in (as) Rasulullah’a (sav) gelmesi, ona dinle ilgili bazı sorular sorması ve Rasul-i Ekrem’in (sav) cevaplar vermesi ile ilgili hadiste, Efendimiz (sav) şöyle buyurdu:

– “O, Cebrail (as) idi; Dihye b. Halife el-Kelbi suretinde indi.” (Nesai, İman, 6)

Hadisten çıkan netice: Temessülün mümkün olması.

Bir varlığın kendi vücudunun asli hüviyetini korumakla birlikte başka bir şekilde ortaya çıkmasına temessül denir. Bu ikinci şekle suret-i misal (misali şekil) de denilir. Rüya ve keşiflerin çoğunluğu böyledir. Harikulade olan temessül, bazen kulun uyanık halinde de olabilir. Yukarıdaki hadiste bunun ispatı vardır.

Hz. Cebrail (as) sadece insan şeklinde gözüktü, insan suretine girdi. Yoksa meleklikten çıkıp insan olmadı. Kur’an’da da bu temessülün delili vardır. Allah Teala şöyle buyuruyor:

– “…(Cebrail as) ona düzgün bir insan şeklinde göründü.” (Meryem 19/17)

Cebrail (as) insan şeklinde temessül etti. Bu temessülü tenasüh gibi yanlış anlamamak lazımdır. Çünkü temessülde bir varlık gerçekten başka bir kalıba dönüşmez. Fakat tenasüh (reenkarnasyona benzer bir teori) ruhun başka bir bedene intikal etmesi olarak kabul edilir, bu ise batıldır (doğru değildir).

Şeyh Eşref Ali Tanevi

Posted in Hadislerle Tasavvuf | Leave a Comment »

Esma-ül Hüsna

Posted by Zâcir Temmuz 28, 2007

Hakan Bayraktar’ın Aşk ve Gül adlı albümünden..

Posted in Klipler | 1 Comment »

“Yürek Dede ile Padişah”

Posted by Zâcir Temmuz 28, 2007

 

Ünlü edebiyatçı merhum Cahit Zarifoğlu’nun çocuklar için kaleme aldığı “Yürek Dede ile Padişah” adlı hikaye Mavi Uçurtma Yayınları tarafından yeniden basıldı.

Köyün seksenlik büyüğü Yürek Dede ile hanımı Ayşe Nine’nin yazın yaylaya çıkarken konakladıkları yerde tebdil-i kıyafet etmiş bulunan padişah ile karşılaşmaları ve sonrasında gelişen olayları konu edinen hikaye çocuklar için olduğu kadar büyükler için de okunup nasihatler alınması gereken bir eser.

76 sayfalık karton kapaklı kitap Sevgi İçigen’in birbirinden güzel çizimleriyle renklenmiş.

Kitabı Pozitif Pazarlama’dan temin etmek için tıklayın..

Posted in Kitaplık | 4 Comments »

Secde Edenlerin Halleri

Posted by Zâcir Temmuz 28, 2007

Müşahede ehlinin secdesi üç makamda olur:

Birinci makamdakiler; secdeye gidince, kendisine en yüce alemler açılır/keşfolur; bu kimse Yüce Zatın karşısında, arşın önünde secde eder. O bu halde, ufuk-i ala/en yüksek makam ile karşı karşıya; mele-i ala’ya/en yüksek meleklerin meclisine komşu olur. Yüce Allah’a yaklaşır, yüce Sevgiliye yakın olur. Bu, yüce Allah tarafından sevilenler mukarrebunun/ilahi huzurda kabul gören ariflerin makamıdır.

İkinci makamdakiler secdeye gidince, kendisine yücelik alemleri açılır; o, Allah-u Teala’nın tanıttığı gibi, yer yüzünün en alt tabakasının üzerinde secde eder. Kalbi aziz ve yüce Allah’a karşı tevazu ile mahzun olur, boyun eğer. Bu, abidlerden korku sahiplerinin makamıdır.

Üçüncü makamdaki kimse secde edince, kalbi, göklerin ve yerin melekutunda/görünmeyen alemlerinde dolaşır; bir çok ince hikmetleri ele geçirir, kimsenin bilmediği şeyleri müşahade eder. Bu da, hakkı arayan sadık kulların makamıdır.

Dördüncü bir kesim vardır ki, onların övülecek hiç bir sıfatı yoktur. Onların bütün düşüncesi, yüce Allah’ın kendilerine vereceği mal ve mülktedir. Onlar dünya düşüncesiyle perdelenerek yüce alemleri müşahede etmekten ve nefsin kötü arzularına esir olarak en yüce makamlara doğru yol almaktan mahrum kalmışlardır.

(Ebu Talip el-Mekki, Kutu’l-Kulub)

Posted in ÖLÇÜ, TASAVVUF | Leave a Comment »

Dünyanın Meşgalesi

Posted by Zâcir Temmuz 28, 2007

 

Ey Sultan! Bil ki, dünyanın işleri ilk göründüğünde, insan onların hemen biteceğini ve fazla devam etmeyeceğini zanneder; halbuki onun işleri ve halleri birbiri peşi sıra gelir, hiç bitmez; bu uğurda bir ömür sermayesi harcanır.

Hz. İsa (as) şöyle demiştir: “Dünyanın peşinden koşanın durumu, denizden su içen kimseye benzer; o ne kadar çok içse o kadar susar ve harareti artar. Bu kişi ölene kadar içer, fakat susuzluğu gitmeden kendisi helak olur gider.”

Bu konuda Hz. Peygamber (sav) şöyle buyurmuştur:

“Denize düşenin ıslanmaması mümkün olmadığı gibi; dünyaya dalanın da kirlenmemesi mümkün değildir.”

(İmam Gazali, Yöneticilere Altın Öğütler)

Posted in ÖLÇÜ | Leave a Comment »

SEMERKAND Kocaeli-İstanbul ve Zonguldak’ta

Posted by Zâcir Temmuz 19, 2007

Semerkand Dergisi temsilcilik bazında Kocaeli, İstanbul ve Zonguldak’taki fuar faaliyetleri:

Kocaeli Kültür Sanat ve Eğlence Fuarı

Kültür Adası, Merkez-Kocaeli

15 Haziran 2007-15 Eylül 2007

***

Geleneksel 2. Uluslararası Silivri Yoğurt Festivali

Sahil Kordon Boyu, Silivri-İstanbul

15 Haziran 2007-15 Eylül 2007

***

Kilimli Belediyesi 10. Kültür ve Sanat Festivali

Kilimli Sahil Boyu, Merkez-Zonguldak

29 Haziran 2007-30 Ağustos 2007

Posted in Duyurular | Leave a Comment »

Sıdk ile İhlasın Farkı

Posted by Zâcir Haziran 29, 2007

Cafer el-Huldi (ra) anlatır:

Cüneyd-i Bağdadi’ye, “İhlasla sıdk arasında bir fark var mıdır?” diye sordum. Hazret, “Evet, ikisi arasında fark vardır; sıdk işin temelidir ve ilk olarak o bulunur. İhlas ise sonradan meydana gelir ve sıdka tabiidir.” dedi.

Posted in Tarikat Usülleri | Leave a Comment »

Erik-Üzüm-Ceviz

Posted by Zâcir Haziran 29, 2007

 

Çıktım erik dalına anda yidüm üzümü

Bostan ıssı kakıyup der ne yersin kozumu

(Erik dalına çıkıp orada üzüm yedim. Bostan sahibi kızarak “niçin cevizimi yiyorsun?” dedi.)

Yunus Emre’ye ait bu beyti Niyazi Mısri şu şekilde şerhetmiştir:

“Her amel ağazının bir çeşit meyvesi olur. Nasıl ki her meyvenin bir ağacı varsa, her amelin de kendine özgü bir aracı vardır. Amel bundan oluşur. Mesela zahiri ilimler, lugat, sarf, nahv, mantık, adab, kelam, ma’ani, usul, hadis, tefsir, hikmet ve hey’et ile gerçekleşir. Batıni ilimler ise, ihlas, zikre devam, az yeme, az uyuma, az konuşma ve halk arasında uzletle kazanılır. Hakikat ilmini elde etmenin yolu ise, dünyayı terk, ahireti terk ve vücudu terktir. Erik, üzüm ve ceviz ile şeriat, tarikat ve hakikate işaret edilir Zira eriğin dışı yenir, çekirdeği yenmez. Erik gibi yiyecekler, bu yönüyle amelin dışına örnektir. Üzüm amelin batınına örnektir. Zira üzüm yendiği gibi, ondan sucuk, reçel, turşu gibi birçok nimet de meydana gelir. Ancak içinde biraz riya ve gösteriş vardır. Çekirdekli olduğu için batın ilmi denmiştir. Ceviz ise hakikate misaldir. Cevizin içinde asla yabana atılacak bir şey yoktur. Hem yenir ve nice türlü hastalığa şifa olur. Şimdi, bir kimse erik talep ederse erik ağacından talep etsin. Üzüm talep ederse bağdan talep etsin. Ceviz talep ederse ceviz ağacından talep etsin. Her kim üzümü erikte ararsa, o ahmaktır ve boş yere zahmet çeker. (…) Bostan sahibinden murat, kamil mürşittir. “Niçin cevizimi yersin?” diye kızdığı şey, “Niçin olmaz yere sıkıntı çekiyorsun?” anlamındadır. Zira bu üç ilmin başka başka zevki, rehberi ve mürşidi vardır. Kamil mürşit, bunlar gibi kendi başlarına seyr-i süluk edenleri gördükçe azarlayıp “her meyvenin hangi ağaçtan bittiğini” bilmelerini tenbih eder.”

Posted in TASAVVUF | Leave a Comment »

VELİ KİMDİR?

Posted by Zâcir Haziran 19, 2007

Şah-ı Nakşibend’e (ks) sormuşlar:

“Efendimiz, bazı havada uçan kimseler var. Onların durumu nasıldır? Onlar için ne söylüyorsunuz?”

Hazret cevaben buyurmuş:

“Onlar benim nazarımda veli değiller. Havada uçmak hüner değil. Havada uçan bunca kuşlar var. Veli mi oldular ki havada uçuyorlar?”

Tekrar sormuşlar:

“Peki efendimiz, suda yürüyenler için ne buyuruyorsunuz?”

Şah-ı Nakşibend (ks) şöyle buyurmuş:

“Onlar da benim nazarımda makbul değildir. Gece gündüz suda dolaşan bunca balık var. Onlar da veli midir ki suda geziyorlar?”

Tekrar sormuşlar:

“Öyleyse efendimiz, bir saatte bütün dünyayı dolaşan, doğu ile batı arasında mekik dokuyan kimseler için ne söyşüyorsunuz?”

Hazret cevaben:

“benim nazarım da bunlar da veli değiller. Şeytan ism-i azam duasını okuyarak bir saniyede doğudan batıya gidip geliyor. Ama kafirdir şeytan. Dergah-ı ilahiden atılmıştır. İmanı reddedilip kabul edilmemiştir.” buyurmuş.

Soranlar bu cevapları aldıktan sonra:

“Öyle ise efendimiz, lütfen bize kimlere veli dendiğini, kimlerin veli olduğunu söyler misiniz? Vallahi biz kimlerin veli olduğunu bilemiyoruz” diyerek rica etmişler.

Şah-ı Nakşibend (ks) bunun üzerine şöyle buyurmuş:

“Ben, Peygamberin (sas) şeriatına mutabat eden, onun şeriatinden ayrılmayan kimselere veli derim. Böyle kimseler benim gözümde velidir.”

Sohbetler, Seyda Hz.

Posted in Menkıbeler, Tarikat Usülleri, Tasavvuf Büyükleri | 5 Comments »

Doğduğu Ev

Posted by Zâcir Haziran 15, 2007

Bu resimde, Varlık Nuru’nun dünyaya teşrif ettiği evi görüyorsunuz. Bu ev Mekke’de, Kabe’ye yakın bir yerde bulunmaktadır. Bugün hac veya umre sebebiyle kutsal topraklara gitme imkanı bulan her mü’min bu evi de ziyaret eder.

Rasulullah Efendimiz (sas) miladi 20 Nisan 571, hicri 12 Rebiülevvel’de bu evde yeryüzünü şereflendirdi. Annesi Amine Hatun, Efendimiz’in doğumunda yaşadığı bazı enteresan hadiseleri anlatırken doğum esnasında, kendilerini Hz. İsa’nın annesi Hz. Meryem ve Firavun’un karısı Hz. Asiye olarak tanıtan iki hanımın ve nurdan yaratıldıklarına yemin edebileceği güzel varlıkların evine geldiklerinden, doğumun çok kolay gerçekleştiğinden ve doğar doğmaz Hz. Muhammed’i (sas) o güzel nurani varlıkların alıp götürdüğünden, sonra tekrar geri getirdiğinden bahsetmiştir.

Rasulullah’ın (sas) dünyaya gelişi daha evvel hiçbir gözün görmediği daha nice mucizelerle beraber gerçekleşti.

~Allahümme salli ala seyyidina ve nebiyyina ve habibina Muhammedin ve ala alihi ve sahibihi ecmain~

Posted in Kutsal Emanetler | 5 Comments »