MeNZiL.wp

Niyet ettim Allah rızası için..

Archive for the ‘Tarikat Usülleri’ Category

Hizmet Eden Kişinin Gönlü

Posted by Zâcir Nisan 13, 2009

resim

Hizmet eden kişinin gönlü mümbit bir toprak gibi olmalıdır.

Toprağın üzerinde gezen canlılar, onu çiğner ve cürufunu da ortaya dökerler.

Fakat toprak, bu cürufun hepsini temizler ve sonra çeşit çeşit güzellikte nebatlar bitirerek üzerinde dolaşan bütün mahlukatı besler.

Halid bin Velid – radıyallahu anh

Reklamlar

Posted in ÖLÇÜ, Tarikat Usülleri, TASAVVUF | Leave a Comment »

Sıdk ile İhlasın Farkı

Posted by Zâcir Haziran 29, 2007

Cafer el-Huldi (ra) anlatır:

Cüneyd-i Bağdadi’ye, “İhlasla sıdk arasında bir fark var mıdır?” diye sordum. Hazret, “Evet, ikisi arasında fark vardır; sıdk işin temelidir ve ilk olarak o bulunur. İhlas ise sonradan meydana gelir ve sıdka tabiidir.” dedi.

Posted in Tarikat Usülleri | Leave a Comment »

VELİ KİMDİR?

Posted by Zâcir Haziran 19, 2007

Şah-ı Nakşibend’e (ks) sormuşlar:

“Efendimiz, bazı havada uçan kimseler var. Onların durumu nasıldır? Onlar için ne söylüyorsunuz?”

Hazret cevaben buyurmuş:

“Onlar benim nazarımda veli değiller. Havada uçmak hüner değil. Havada uçan bunca kuşlar var. Veli mi oldular ki havada uçuyorlar?”

Tekrar sormuşlar:

“Peki efendimiz, suda yürüyenler için ne buyuruyorsunuz?”

Şah-ı Nakşibend (ks) şöyle buyurmuş:

“Onlar da benim nazarımda makbul değildir. Gece gündüz suda dolaşan bunca balık var. Onlar da veli midir ki suda geziyorlar?”

Tekrar sormuşlar:

“Öyleyse efendimiz, bir saatte bütün dünyayı dolaşan, doğu ile batı arasında mekik dokuyan kimseler için ne söyşüyorsunuz?”

Hazret cevaben:

“benim nazarım da bunlar da veli değiller. Şeytan ism-i azam duasını okuyarak bir saniyede doğudan batıya gidip geliyor. Ama kafirdir şeytan. Dergah-ı ilahiden atılmıştır. İmanı reddedilip kabul edilmemiştir.” buyurmuş.

Soranlar bu cevapları aldıktan sonra:

“Öyle ise efendimiz, lütfen bize kimlere veli dendiğini, kimlerin veli olduğunu söyler misiniz? Vallahi biz kimlerin veli olduğunu bilemiyoruz” diyerek rica etmişler.

Şah-ı Nakşibend (ks) bunun üzerine şöyle buyurmuş:

“Ben, Peygamberin (sas) şeriatına mutabat eden, onun şeriatinden ayrılmayan kimselere veli derim. Böyle kimseler benim gözümde velidir.”

Sohbetler, Seyda Hz.

Posted in Menkıbeler, Tarikat Usülleri, Tasavvuf Büyükleri | 5 Comments »

Istıraplarımızın Sebebi

Posted by Zâcir Haziran 15, 2007

Bid’at mana itibariyle, “dinde olduğu halde çıkarılıp atılan veya, dinde olmadığı halde ihdas edilen her türlü unsur”un adıdır ve her ikisi de yanlıştır, reddedilmiştir. 

Sahabe-i kiram ve onları takip eden tabiin nesli, imanla birlikte bir müminde yaşayabilen bid’at ve nifakı büyük bir titizlikle tarif etmiş ve açıklamışlardır. Kendileri de yırtıcı bir hayvandan kaçar gibi bunlardan kaçınmış, uzak durmuşlardır. Çünkü müminin en büyük korkusu son nefeste su-i hatimedir (kötü akıbet).

Ashab-ı kiram ve tabiin, kötü akıbetin hayatımızdaki sebeplerinin başında bid’at ve nifak ile her türlü kibir, gurur ve kendi nefsini beğenme hastalıkları olduğunu tesbit etmişlerdir.

Maneviyatı böylesine kemirip perişan eden ve kişinin şaki olmasına sebep olan bu marazi haller, Allah’ın kitabında ve sünnet-i Resul’de şiddetle reddedilmiş, müminler uyarılmıştır.

Bugün ıstıraplarımızın en önemli sebeplerinden biri, dünyada huzurumuzu, ahirette de ebedi saadetimizi temin edecek hakiki hayat nizamımızın bazı unsurlarını hayatımızdan eksilterek, onda olmayan bazı unsurlaru da dahilmiş gibi görerek hareket etmektir. Dolayısıyla gafil kalpler ve şuursuz tavırlarla birçok manevi hastalıklara maruz kalınmıştır.

Çareye gelince, ilk tedbir manevi hastalıkları tedavi edecek kalp tabibi kamil rehberleri arayıp bulmak ve onların tavsiye ettikleri manevi reçeteyi uygulamaktır. İşte bu kamil rehberlerin manevi terbiyesi ve örnekliği ile saf ve berrak dinimizi anlamak ve yaşamak daha kolay olabilir.

(M. Saki Erol, Hayat Dengemiz’den…)

Posted in Gençlik, Tarikat Usülleri, Tasavvuf Büyükleri | Leave a Comment »

Bu Dünya Bir Handır

Posted by Zâcir Mayıs 16, 2007

 

Gavs-ı Sani Hazretleri buyurdular ki:

“Bu dünya bir han gibidir. Ahiret yolcusu bütün hazırlığını bu handa yapmalıdır. Yolda tedarik görülmez. Zira kervan yola çıkmıştır. Ölümle başlayan bir yolculuğun geri dönüşü yoktur. Yola çıkan kimsenin hedefine ulaşması için belli bir yol ve usül takip etmesi gerekir. Başıboş ve hedefsiz yol giden kimsenin hedefine varması mümkün değildir. Onun nereye varacağı da belli olmaz. Allah yolu da böyledir. O yolda Hz. Resulullah’ın -aleyhissalatü vesselam- izinden başka Allah’a giden bir yol ve kapı yoktur. Hz. Resulullah’ın -aleyhissalatü vesselam- hayatını yaşamak için de ulu sadatlara uymak gerekir. Hz. Peygamber’e -aleyhissalatü vesselam- hakkıyla uymanın en güzel yolu sünnet üzere yaşayan sadatları takip etmektir. Sadatlar sünnet-i seniyyeyi kal olarak değil hal olarak yaşar ve yayarlar. Onlara uymakla iman selameti ile ölmek nasip olur. Böylece ebedi ahiret yolculuğu iman ile başlamış olur. En büyük saadet de budur.”

Posted in ÖLÇÜ, Tarikat Usülleri, Tasavvuf Büyükleri | Leave a Comment »

Gönül Zikirle Beslenir

Posted by Zâcir Mayıs 16, 2007

Gönül açıklığı ve kalp yumuşaklığında, zikrin insanı hayrette bırakan bir tesiri vardır. Zikirsizlik ve gafletin de gönül darlığı ve katılığında hayret verici bir etkisi vardır.

“Dikkat edin, kalpler ancak Allah’ı zikirle huzura kavuşur” ayeti bu manaya işaret eder. Gerçekten de asıl ve kamil manada ruhi tatmin yalnızca zikirle gerçekleşir.

Diğer ibadetler de insana kemalat, ruha huzur ve sükunet vermekle beraber, İmam Rabbani k.s. Hazretleri’nin de belirttiği gibi, kalp itminanı yalnız ve yalnız zikirledir. Bu yüzden, zaruret olmadıkça günlük virdi terk etmemek gerekir.

Süleyman Gönülal, Semerkand, Nisan 2001

Posted in Tarikat Usülleri | Leave a Comment »

Nefsin Durumu

Posted by Zâcir Ocak 7, 2007

Gavs-ı Sani Hazretleri (ks) şöyle buyurdu:

“Bu kapıda kişinin ne kadar hizmet ettiğine değil nefsinin ne durumda olduğuna bakılır.”

Posted in Tarikat Usülleri | 6 Comments »

Müridlik Edebi

Posted by Zâcir Ocak 7, 2007

Abdurrahman-ı Taği (ks) şöyle buyuruyor:

Gerçekten samimi bir müridlik, ancak halis ve doğru bir niyet ile olur. Bu niyet ise şudur: Şeriata bağlılık ve ehli sünnet vel cemaat itikadına uyduktan sonra, varlıktan sıyrılıp verilen amelleri yapmaktır.

Mürid için en zararlı duygu ve düşünce başa geçme arzusudur. Cizre beldesinden tarikatın gerileyip yol alamamasının sebebi sufilerin halifelik sevdasıdır. Çünkü onların sırf gailesi halife olma arzusu idi.

Mürid kendi iradesini şeyhinin iradesine teslim etmelidir. O halde sizler önce niyetlerinizi doğru yapınız ve hizmet etmeyi kendinize gaye edinip bununla uğraşınız.

Mürid mürşidini nefsten ve şeytandan gelen kılıç darbelerine karşı kalkan yapmalıdır. Mürid kendisinde bir şey olmadığını, bundan dolayı da mürşid eli tuttuğunu, o ele yapışması gerektiğini, eğer kendisinde bir şey olsaydı babasının evinde kalması gerektiğini düşünmelidir. Bir varlığı olmadığından dolayı mürşidin gölgesine sığınmayı kabul etmelidir.

Gavs-ı Hizani (ks) bir gün şöyle demişti:

– Değerli çoban, uyuzlu da olsa oğlağını çöllerde kurtlara terketmez. Mürid kendi amelini uyuz oğlak gibi kabul edip mürşidinin sürüsüne katmalıdır.

İşaretler, Umran Yayınları

Posted in Tarikat Usülleri | 1 Comment »