MeNZiL.wp

Niyet ettim Allah rızası için..

Archive for the ‘Menkıbeler’ Category

Dinleyin Yarenler

Posted by Zâcir Nisan 29, 2009

yarenler

Posted in Edebiyat, Menkıbeler, Tasavvuf Büyükleri | 1 Comment »

Ciğer Kebabı

Posted by Zâcir Ekim 7, 2008

Bir gün ashabı güzin Kainatın Efendisinin huzuruna gelip Hz. Ebu Bekir’den şikayette bulundular:

– Ya Rasulallah, Hz. Ebu Bekir bir oda içine girip ciğer kebabı yiyor, biz kokusunu duyuyoruz, fakat bizi davet etmiyor.

Sultanı Enbiya buyurdular ki:

– Onun bir daha böyle yaptığını görürseniz bana haber verin. Beraber gidip bakalım.

Bir gün yine Hz. Ebu Bekir odaya girdi. Haber verdiler. Resul-i Ekrem hemen kalkıp oraya gitti. İçeri girdiğinde gördü ki ne ateş var ne kebap. Hz. Ebu Bekir’e sordu:

– Ya Ebu Bekir, yalnız başına ciğer kebabı yiyormuşsun doğru mudur?

Ebu Bekir (ra) de:

– Ya Rasulallah, haşa! Ben ciğer kebabı yemiyorum. Pişen kendi ciğerim, diye cevapladı. Rasulullah sebebini sorduğunda Hz. Ebu Bekir:

– Ya Habiballah, her an aklıma şu geliyor: Hak Teala bana İslam’ı nasip etti. Habibinin dostu eyledi. Ashab arasında meşhur oldum. Acaba kıyamet gününde halim ne olur? Allah-u Teala’ya bu kadar nimetin şükrünü eda edebilir miyim, diye korktuğumdan ciğerim yanıyor, kebap oluyor, cevabını verdi.

Bunun üzerine Ebu Bekir (ra) hakkında ayetler indi. Ashab-ı kiramın Hz. Ebu Bekir’e olan muhabbeti daha da arttı.

 

Kaynak: Dört Halifenin Menkıbeleri, Şemseddin Sivasi

Posted in Menkıbeler, Tasavvuf Büyükleri | Leave a Comment »

VELİ KİMDİR?

Posted by Zâcir Haziran 19, 2007

Şah-ı Nakşibend’e (ks) sormuşlar:

“Efendimiz, bazı havada uçan kimseler var. Onların durumu nasıldır? Onlar için ne söylüyorsunuz?”

Hazret cevaben buyurmuş:

“Onlar benim nazarımda veli değiller. Havada uçmak hüner değil. Havada uçan bunca kuşlar var. Veli mi oldular ki havada uçuyorlar?”

Tekrar sormuşlar:

“Peki efendimiz, suda yürüyenler için ne buyuruyorsunuz?”

Şah-ı Nakşibend (ks) şöyle buyurmuş:

“Onlar da benim nazarımda makbul değildir. Gece gündüz suda dolaşan bunca balık var. Onlar da veli midir ki suda geziyorlar?”

Tekrar sormuşlar:

“Öyleyse efendimiz, bir saatte bütün dünyayı dolaşan, doğu ile batı arasında mekik dokuyan kimseler için ne söyşüyorsunuz?”

Hazret cevaben:

“benim nazarım da bunlar da veli değiller. Şeytan ism-i azam duasını okuyarak bir saniyede doğudan batıya gidip geliyor. Ama kafirdir şeytan. Dergah-ı ilahiden atılmıştır. İmanı reddedilip kabul edilmemiştir.” buyurmuş.

Soranlar bu cevapları aldıktan sonra:

“Öyle ise efendimiz, lütfen bize kimlere veli dendiğini, kimlerin veli olduğunu söyler misiniz? Vallahi biz kimlerin veli olduğunu bilemiyoruz” diyerek rica etmişler.

Şah-ı Nakşibend (ks) bunun üzerine şöyle buyurmuş:

“Ben, Peygamberin (sas) şeriatına mutabat eden, onun şeriatinden ayrılmayan kimselere veli derim. Böyle kimseler benim gözümde velidir.”

Sohbetler, Seyda Hz.

Posted in Menkıbeler, Tarikat Usülleri, Tasavvuf Büyükleri | 5 Comments »

“Kel Yakuti Beynel Hacer”

Posted by Zâcir Mart 26, 2007

Abdullah bin Cübeyr -radıyallahu anh- anlatıyor:

Bir gün Efendimiz -sallalahu aleyhi ve sellem- bir grup sahabi ile yolda yürürken, onlardan birisi örtü ile Allah Rasulü’nü güneşten korumak istedi. Rasulullah -sallallahu aleyhi ve sellem-, bir kimsenin kendisine gölgelik yapmakta olduğunu fark edince ona hemen bırakmasını söyledi ve örtüyü alıp yere koydu. Ardından da:

– “Ben de sizin gibi bir insanım!” buyurdu. (Heysemi, IX, 21)

Şunu da unutmamak gerekir ki, Allah Rasulü -sallallahu aleyhi ve sellem- bir beşer olmakla birlikte herhangi bir kimse gibi de değildir. Şairin ifade ettiği gibi:

“Hazreti Muhammed -sallallahu aleyhi ve sellem- Efendimiz bir beşerdir, lakin diğer insanlar gibi değildir. Taşların arasında yakut ne ise Allah Rasulü de insanlar arasında öyledir.”

Muhammedun beşerun la kelbeşer

Bel hüve kel yakuti beynel hacer

Posted in ÖLÇÜ, Menkıbeler | 3 Comments »

“Uzat Mübarek Elini Öpeyim”

Posted by Zâcir Ocak 28, 2007

Resul-i Ekrem’in aşkıyla yanan gönüller, ziyaret esnasında, O’nun selamına karşılık verme ve gül yüzünü görme şerefine ererek, hayatlarının en güzel anlarını yaşamışlardır.

Onlardan birisi de Seyyid Ahmed er-Rıfai (ks) Hazretleridir. Bu güzen insan hacca gider. Hac vazifesini yerine getirdikten sonra Medine’ye, Varlığın Baş Tacı’nın şehrine yönelir. Uzaktan şehir gözükünce devesinden inip, bir ömür boyu hasretiyle gözyaşı döktüğü Sevgili’nin huzuruna büyük bir edep ve aşkla yürümeye başlar. Dünyanın en güzel sohbetine katılmak için, muhabbet ve coşkuyla gelen sahabe gibi Ravza-yı Mutahhara’ya girer.

Başı önünde… Baktığı an, sanki o nur fışkıran Cemal-i Nebi’yi görecek gibi kabr-i saadete doğru yürür. Kabrin önüne gelince ilan-ı aşk edercesine “es-Selamu aleyke ya Ceddi!” der. İşte tam o sırada, uzaklardan hasretle ve yüreği aşkla yanarak gelmiş bu zata, hazır bulunanların da duyacağı şekilde Efendimiz, mübarek kabrinden “Aleyke’s selam ya veledi!” diye karşılık verir. Herkes bu Muhammedi sesle coşmuştur… Rıfai Hazretlerinin iştiyakı o kadar artar ki, yüce huzurda diz çökerek:

– Uzakta iken benim yerime, “varıp toprağını öpsün” diye hep ruhumu gönderiyordum. Şimdi bu devlet bedenime de nasip oldu Efendim! Uzatın mübarek elinizi öpeyim, diye yalvarır.

Rasulullah Efendimiz (sas) böyle hasret dolu bir dileğe lutufta bulunmaz mı?.. O nurani, gül kokan mübarek elini uzatır ve Rıfai Hazretleri öpme şerefine nail olur… Orada bulunanlar bu manzara karşısında mest ü hayran olurlar ve cuşa gelenlerin “Allah!.. Şefaat Ya Rasulallah!” nidaları semaları doldurur…

Evliyaullah’tan Hac Hikayeleri, Veysel Akkaya, Sufi Kitap

Posted in Menkıbeler, Tasavvuf Büyükleri | 7 Comments »

“Aşıklar Defterinden Silindin!”

Posted by Zâcir Ocak 7, 2007

Semnun Muhib rahmetullahi aleyh, yaşı ilerlemiş, ömür merdiveninin son basamağına yaklaşmıştı. Bu yaşına kadar başından evlilik geçmemişti. Ömrünün bu son anlarında, sadece sünnete tâbi olmak ve efendimizin sünnetini yerine getirmek için evlenmek istedi. Bu talep üzerine yakınları ona evleneceği bir kız bulurlar.

Evlendikten sonra aradan geçen zaman içinde Semnun Muhib Hazretleri’nin, hanımı olan kıza karşı bir ilgisi meydana geldi. İlginin meydana geldiği günün gecesinde bir rüya gördü. Rüyasında kıyamet kopmuştu. Mahşer toplanıyor, her bir kavme ait olmak üzere sancaklar dikiliyordu. Bir sancak gördü ki, büyüklüğü, güzelliği, nuru anlatılamayacak kadar muhteşemdi. Sordu:
–Bu sancak hangi kavim için dikildi?
–Allah onları sever, onlar da Allah’ı sever…” (Maide, 54) âyet–i kerimesine muhatap olanlar için dikildi.Semnun Muhib bu kavmin arasına girdi. Orada bulunan görevlilerden biri Semnun Muhib’in yanına gelerek, bu topluluğun arasından çıkmasını söyledi ve Semnun Muhib’i oradan çıkardı.

Semnun feryadı bastı:
–Beni bu topluluğun dışına niçin çıkardın?
–Bu sancak âşıkların sancağıdır, sen onlardan olmadığın için çıkarıldın.
–Ben Mevlâ’ya olan aşkımdan dolayı dünya hayatında Muhib diye çağrılırdım. Hak Teâlâ Hazretleri benim kalbimi biliyor.
Bu konuşmanın ardından gaipten bir nida işitilir:
“Ey Semnun! Sen muhiblerden idin; ancak gönlün o küçük kıza meyledince, ismini muhibler defterinden sildik.Semnun Muhib, büyük sıkıntıya duçar olmuştu, kan ter içinde uyandı. Uyanır uyanmaz:
–Ya Rabbi! Bu kız beni sana ulaştıracak yolun önünde bir engel ise, onu yolumun üzerinden kaldır.

Bir zaman sonra dışarıda bir bağırtı, bir gürültü duyuldu. Gürültünün geldiği yere vardıklarında, Semnun Muhib Hazretleri’nin hanımı genç kız, damdan düşmüş ve vefat etmişti. 

Posted in Menkıbeler | 6 Comments »

Bütün Amele Ortak

Posted by Zâcir Ocak 2, 2007

2006 Hacc’ında Mehmet Yarbay Arafat’ta Gavs-ı Sani Hazretleri’ni arar. Gavs Hazretleri kendisine:

– “Bizi de duanıza ortak ediniz..” buyurur. Mehmet Yarbay:

– “Kurban biz sizsiz dua etmiyoruz ki siz bizi duanıza ortak edin..” der. Bunun üzerine Hazreti Gavs şöyle buyurur:

– “Biz sofileri yalnızca duamıza değil bütün amellerimize ortak ettik!..”

Posted in Menkıbeler | 2 Comments »

NASİHAT

Posted by Zâcir Ekim 15, 2006

“Bir alimi ziyarete giden adamın birisi, ziyaretten sonra alime, “Efendim, nasihatlerinize ihtiyacım var. Doğru yolu bulmak, o yolda yürüyüp rızayı ilahiyi tahsil etmek için bana öğüt verir, nasihat eder misiniz?” diye ricada bulunur.

Alim cevap olarak: “Olur evladım, sana nasihat ederim ama, daha evvel soracağım iki suale cevap vermelisin” der. Gelen ziyaretçi “Peki efendim, buyurun sorun. Sorularınızı cevaplandırmaya hazırım” der.

Alim sorusuna başlar: “Rabbül alemin dünyayı mı ahiretten üstün tutmuş yoksa ahireti mi dünyadan üstün tutmuştur?”

Ziyaretçi, “Efendim, Rabbül alemin, ahireti dünyaya tercih etmiş, ahireti dünyadan üstün kılmıştır” diye cevap verir.

Alim, “Peki senin yanında durum nasıl?” diye sorusuna devam eder, “Sen dünyayı mı tercih etmektesin yoksa ahireti mi? Senin yanında üstün tutulan hangisidir?”

Ziyaretçi bu soruya da şöyle cevap verir: “Efendim, doğrusunu söylemek lazım gelirse, benim tercihim hep dünya olmuştur. Dünyaya olan sevgim ahirete galip gelmektedir.”

Alim ikinci soru olarak da şunu sorar: “Peygamber (sav) fakirleri mi daha çok severdi yoksa zenginleri mi? Hangisine daha afzla iltifat ederdi?”

Ziyaretçi, “Efendim Peygamber (sav) fakirleri severdi, onları zenginlere tercih ederdi” diye cevap verince, alim “Peki senin durumun nasıl? Sen hangisini tercih etmekte, hangisine daha afzla muhabbet beslemektesin?” diye sorusuna devam eder ve şu cevabı alır: “Efendim, doğrusu şu ki, ben zenginleri fakirlere tercih etmekte, zengini fakirden daha fazla sevmekteyim.”

Ziyaretçiden bu cevapları alan alim, nasihat etmez. Fakat şu sözleri söyler: “Evladım görüyorum ki sen de hem Allah’a hem de Peygambere muhalafet var. Onların arzusunun hilafına hareket etmektesin. Sende Allah ve peygamberine muhalafet oldukça ne söylesem boş olur, ne nasihat etsem heba olur. Çünkü Allah ahireti dünyaya tercih etmiştir. Sen bunu bildiğin halde dünyayı tercih etmektesin. Peygamberin (sav) fakirleri zenginlere tercih ettiğini bildiğin halde, sen zenginleri fakirlere tercih ediyorsun, hal böyle olunca daha ne nasihat edeyim sana. Ne söyleyecek olsam boşuna gider. Çünkü tesiri olmaz..”

Sohbetler, Seyda Hazretleri

Posted in Menkıbeler | 4 Comments »

GÜNAHKÂRA DEĞİL GÜNAHA BUĞZET!

Posted by Zâcir Eylül 2, 2006

Ebu Derda (radıyallahu anh) bir gün yoldan geçerken halkın günah işleyen bir kimseye sövüp küfrettiklerini gördü. Onlara:

“Eğer siz bu adamın bir kuyuya düştüğünü görseydiniz onu kurtarmaya çalışmayacak mıydınız?” dedi.

“Çalışacaktık,” dediler.

Ebu Derda:

“Öyle ise kardeşinize söveceğinize, sizi onun durumuna düşmekten koruyan Allah’a hamdedin,” dedi.

“Demek sen ona buğzetmiyorsun?” dediler.

Ebu Derda:

“Ben ona değil, onun ameline buğzediyorum. O, amelini bıraktığı zaman benim kardeşimdir,” dedi.

 

El-Kenz, c. II, s. 174. (İbn-i Asakir’den)

Posted in Menkıbeler | Leave a Comment »