MeNZiL.wp

Niyet ettim Allah rızası için..

Archive for the ‘Dini Terimler’ Category

Nefs ve Çeşitleri

Posted by Zâcir Mayıs 18, 2007

Nefs: Kulun kötü ve günah olan hal ve huyları, behimi, hayvani ve süfli arzular. Enaniyet, nefs-i emmare, ruh, insani ruh, kalb.

Etvar-ı Seb’a: Nefsin ve ruhun yedi tavrı, yedi şekli ve hali.

1. Nefs-i Emmare: Kötü ve günah olan işlerin yapılmasını emreden nefs, hayvani nefs. “Şüphesiz ki nefs kötülüğü emreder.” (Yusuf, 12/52)

2. Nefs-i Levvame: Kınayan, yeren ve kötüleyen nefs. Yapılan kötü ve günah iş sebebiyle failini muaheze eden ve hesaba çeken nefs, vicdan azabı. İşlenen kötülük sebebiyle pişmanlık duyan,  tevbe eden ve özür dileyen nefs. (Kıyamet, 75/2)

3. Nefs-i Mülhime: İlham ve keşfe mazhar olan nefs. Neyin iyi ve sevap, neyin kötü ve günah olduğunu ilhamla bilen ve ona göre hareket eden, vicdanın sesini duyan ve dinleyen nefs. (Şems, 91/7-8)

4. Nefs-i Mutmainne: Tatmin olunmuş, huzur ve sükuna kavuşmuş, faziletlerle donanmış, ilahi fiillerin tecellilerine mazhar olmuş nefs. (Nahl, 16/106; Fecr, 89/27)

5. Nefs-i Raziyye: Kendi ferdi iradesinden ve isteğinden vazgeçen, celali ve cemali tecellileri gönül hoşluğu ile karşılayan, kaza ve kaderin her nevi tecellisi karşısında mutlak olarak rıza durumunu muhfaza eden, sızlanmayan, şikayetçi olmayan, lütfun da hoş kahrın da hoş, diyebilen ve böylece rıza makamına eren nefs. “Ve radu anhu” (Maide, 5/119; Fecr, 89/28)

6. Nefs-i Marziyye: Allah’ın kendisinden razı olduğu nefs. “Radiyallahu anhum”. Bu makamda Allah razi (razı olan) kul marzidir (razı olunan). Karşılıklı rıza hali. (Fecr, 89/28; Beyyine, 98/8)

7. Nefs-i Kamile veya Nefs-i Zekiyye veya Nefs-i Safiyye: Bütün kemal sıfatlarını kazanarak insanları irşad mevkiine yükselen kamil, temiz ve saf nefs, insan-ı kamil. (Şems, 91/9)

Kaynak: Tasavvufi Hayat, Necmüddin Kübra, Dergah Yay.

Posted in Dini Terimler, TASAVVUF | 3 Comments »

Hadis-Sünnet

Posted by Zâcir Nisan 13, 2007

Hadisin Terim Anlamı:

Söz, fiil, takrir (onay), yaratılış ve huyla ilgili sıfat olarak Hz. Peygamber’e (veya sahabe ve tabiuna) izafe edilen her şeydir.

Sünnet ve hadis ıstılahta birbiri yerine kullanılan iki kelimedir. Ancak günlük kullanımda hadis, genellikle “sözlü sünnet” yerine kullanılmaktadır.

Sözlü Sünnete (Hadise) Örnek:

Hz. Peygamber (sas) şöyle buyurdu, 

“Hiç biriniz kendisi için istediğini, (müslüman) kardeşi için de istemedikçe olgun mümin olamaz.” (Buhari, İman 7; Müslim, İman 71-72 vd.)

Fiili Sünnete (Hadise) Örnek:

“Hz. Aişe’nin, Resulullah’ın Şaban ayındaki nafile orucu ile ilgili beyanıdır. O şöyle demektedir: ‘Nebi sallallahu aleyhi ve sellem öylesine oruç tutardı ki, biz artık oruçsuz gün geçirmez derdik. Bir kere de orucu bıraktı mı biz, artık oruca niyet etmez derdik.”

Takriri (Onay İle) Sünnete (Hadise) Örnek:

Yazının devamını oku »

Posted in Dini Terimler | Leave a Comment »

FARZ ve ÇEŞİTLERİ

Posted by Zâcir Eylül 30, 2006

Farz: Yapılması din yönünden kesin şekilde gerekli olan herhangi bir görevdir. Farz, kat’î ve zannî diye ikiye ayrıldığı gibi, farz-ı ayın ve farz-ı kifaye olarak da kısımlara ayrılır.

Farz-ı Kat’î (Kesin farz): Kesin olarak şer’î bir delil ya Kur’an’ın açık bir ayeti yahut peygamberimizin sağlam bir hadisi ile yapılması emredilen ve istenen görevdir. Namaz ve zekat gibi…

Farz-ı Zannî: Müctehidlerce kesin sayılan delile yakın bir derecede kuvvetli görülen ve böylece zannî bir delil ile sabit olan görevdir. Amel bakımından kesin farz kuvvetinde bulunur. Buna Farz-ı Amelî (amel bakımından farz) da denir. Aynı zamanda böyle bir farza, delilinin zannî olmasından dolayı “Vacib” adı da verilir. Buna göre farz-ı amelî, farz kısımlarının zayıfı, vacib kısımlarının da kuvvetlisi bulunmuş olur. Nitekim abdest almakta başa mutlak olarak meshetmek kesin bir farzdır. Fakat başın dörtte biri kadarını meshetmek ise, amelî bir farzdır.

Farz-ı Ayn: Yükümlü (mükellef) olan herkesin yapmak zorunda olduğu farzdır. Beş vakitte kılınan namazlar gibi…

Farz-ı Kifaye: Yükümlülerden bazılarının yapmaları ile diğerlerinden düşen ibadetlerdir. Cenaze namazı gibi…

Farzların yapılmasında büyük sevablar vardır. Özürsüz olarak yapılmamaları da, Allah’ın azabını gerektirir. Kifaye olan farzı, müslümanların bir kısmı yapmadığı takdirde, bundan haberi olan ve bunu yapmaya gücü yeten bütün müslümanlar Allah katında sorumlu olup günah işlemiş bulunurlar.

Kesin olan farzı inkar etmek küfür olur. Amelî olan bir farzı inkar bid’attır, günahı gerektirir. Bütün bunlar farzların hükmüdür. Farzın çoğulu feraizdir.

Büyük İslam İlmihali, Ömer Nasuhi Bilmen

Posted in Dini Terimler | 10 Comments »

Şerh-Tefsir

Posted by Zâcir Eylül 2, 2006

Ayet-i kerimelerin açıklanıp yorumlanmasına “tefsir” denirken, aynı işlem hadis-i şeriflere uygulandığında “şerh” adını alır.

Tefsir edene”müfessir”, şerhedene “şârih” denir.

Posted in Dini Terimler | Leave a Comment »

YAKÎN

Posted by Zâcir Eylül 2, 2006

Yakîn: Açık, seçik ve kesin bilgi.

Üç yakîn hali:

İlme’l-yakîn: Bir şeyi ilim ve delille kesin olarak bilmek. (İstanbul vardır.)

Ayne’l-yakîn: Bir şeyin var olduğunu uzaktan görerek veya seyrederek öğrenmek. (İstanbul’u uzaktan görmek.)

Hakke’l-yakîn: Bir şeyi yaşayarak, içine girerek ve temas ederek öğrenmek. (İstanbul’un içinde yaşamak.)

İlme’l-yakîn akıl erbabı içindir. Ayne’l-yakîn ilim erbabı içindir. Hakke’l-yakîn mârifet erbabı içindir.*

 

 

Süleyman Uludağ, Doğuş Devrinde Tasavvuf, Dergâh

*Şihabüddin Sühreverdi, İrşadü’l-Müridin, Hâcegân

Posted in Dini Terimler | Leave a Comment »