MeNZiL.wp

Niyet ettim Allah rızası için..

Archive for the ‘ÖLÇÜ’ Category

Dinleyin Yarenler

Posted by Zâcir Nisan 29, 2009

yarenler

Reklamlar

Posted in Edebiyat, Menkıbeler, Tasavvuf Büyükleri | 1 Comment »

Hizmet Eden Kişinin Gönlü

Posted by Zâcir Nisan 13, 2009

resim

Hizmet eden kişinin gönlü mümbit bir toprak gibi olmalıdır.

Toprağın üzerinde gezen canlılar, onu çiğner ve cürufunu da ortaya dökerler.

Fakat toprak, bu cürufun hepsini temizler ve sonra çeşit çeşit güzellikte nebatlar bitirerek üzerinde dolaşan bütün mahlukatı besler.

Halid bin Velid – radıyallahu anh

Posted in ÖLÇÜ, Tarikat Usülleri, TASAVVUF | Leave a Comment »

Ciğer Kebabı

Posted by Zâcir Ekim 7, 2008

Bir gün ashabı güzin Kainatın Efendisinin huzuruna gelip Hz. Ebu Bekir’den şikayette bulundular:

– Ya Rasulallah, Hz. Ebu Bekir bir oda içine girip ciğer kebabı yiyor, biz kokusunu duyuyoruz, fakat bizi davet etmiyor.

Sultanı Enbiya buyurdular ki:

– Onun bir daha böyle yaptığını görürseniz bana haber verin. Beraber gidip bakalım.

Bir gün yine Hz. Ebu Bekir odaya girdi. Haber verdiler. Resul-i Ekrem hemen kalkıp oraya gitti. İçeri girdiğinde gördü ki ne ateş var ne kebap. Hz. Ebu Bekir’e sordu:

– Ya Ebu Bekir, yalnız başına ciğer kebabı yiyormuşsun doğru mudur?

Ebu Bekir (ra) de:

– Ya Rasulallah, haşa! Ben ciğer kebabı yemiyorum. Pişen kendi ciğerim, diye cevapladı. Rasulullah sebebini sorduğunda Hz. Ebu Bekir:

– Ya Habiballah, her an aklıma şu geliyor: Hak Teala bana İslam’ı nasip etti. Habibinin dostu eyledi. Ashab arasında meşhur oldum. Acaba kıyamet gününde halim ne olur? Allah-u Teala’ya bu kadar nimetin şükrünü eda edebilir miyim, diye korktuğumdan ciğerim yanıyor, kebap oluyor, cevabını verdi.

Bunun üzerine Ebu Bekir (ra) hakkında ayetler indi. Ashab-ı kiramın Hz. Ebu Bekir’e olan muhabbeti daha da arttı.

 

Kaynak: Dört Halifenin Menkıbeleri, Şemseddin Sivasi

Posted in Menkıbeler, Tasavvuf Büyükleri | Leave a Comment »

Secde Edenlerin Halleri

Posted by Zâcir Temmuz 28, 2007

Müşahede ehlinin secdesi üç makamda olur:

Birinci makamdakiler; secdeye gidince, kendisine en yüce alemler açılır/keşfolur; bu kimse Yüce Zatın karşısında, arşın önünde secde eder. O bu halde, ufuk-i ala/en yüksek makam ile karşı karşıya; mele-i ala’ya/en yüksek meleklerin meclisine komşu olur. Yüce Allah’a yaklaşır, yüce Sevgiliye yakın olur. Bu, yüce Allah tarafından sevilenler mukarrebunun/ilahi huzurda kabul gören ariflerin makamıdır.

İkinci makamdakiler secdeye gidince, kendisine yücelik alemleri açılır; o, Allah-u Teala’nın tanıttığı gibi, yer yüzünün en alt tabakasının üzerinde secde eder. Kalbi aziz ve yüce Allah’a karşı tevazu ile mahzun olur, boyun eğer. Bu, abidlerden korku sahiplerinin makamıdır.

Üçüncü makamdaki kimse secde edince, kalbi, göklerin ve yerin melekutunda/görünmeyen alemlerinde dolaşır; bir çok ince hikmetleri ele geçirir, kimsenin bilmediği şeyleri müşahade eder. Bu da, hakkı arayan sadık kulların makamıdır.

Dördüncü bir kesim vardır ki, onların övülecek hiç bir sıfatı yoktur. Onların bütün düşüncesi, yüce Allah’ın kendilerine vereceği mal ve mülktedir. Onlar dünya düşüncesiyle perdelenerek yüce alemleri müşahede etmekten ve nefsin kötü arzularına esir olarak en yüce makamlara doğru yol almaktan mahrum kalmışlardır.

(Ebu Talip el-Mekki, Kutu’l-Kulub)

Posted in ÖLÇÜ, TASAVVUF | Leave a Comment »

Dünyanın Meşgalesi

Posted by Zâcir Temmuz 28, 2007

 

Ey Sultan! Bil ki, dünyanın işleri ilk göründüğünde, insan onların hemen biteceğini ve fazla devam etmeyeceğini zanneder; halbuki onun işleri ve halleri birbiri peşi sıra gelir, hiç bitmez; bu uğurda bir ömür sermayesi harcanır.

Hz. İsa (as) şöyle demiştir: “Dünyanın peşinden koşanın durumu, denizden su içen kimseye benzer; o ne kadar çok içse o kadar susar ve harareti artar. Bu kişi ölene kadar içer, fakat susuzluğu gitmeden kendisi helak olur gider.”

Bu konuda Hz. Peygamber (sav) şöyle buyurmuştur:

“Denize düşenin ıslanmaması mümkün olmadığı gibi; dünyaya dalanın da kirlenmemesi mümkün değildir.”

(İmam Gazali, Yöneticilere Altın Öğütler)

Posted in ÖLÇÜ | Leave a Comment »

VELİ KİMDİR?

Posted by Zâcir Haziran 19, 2007

Şah-ı Nakşibend’e (ks) sormuşlar:

“Efendimiz, bazı havada uçan kimseler var. Onların durumu nasıldır? Onlar için ne söylüyorsunuz?”

Hazret cevaben buyurmuş:

“Onlar benim nazarımda veli değiller. Havada uçmak hüner değil. Havada uçan bunca kuşlar var. Veli mi oldular ki havada uçuyorlar?”

Tekrar sormuşlar:

“Peki efendimiz, suda yürüyenler için ne buyuruyorsunuz?”

Şah-ı Nakşibend (ks) şöyle buyurmuş:

“Onlar da benim nazarımda makbul değildir. Gece gündüz suda dolaşan bunca balık var. Onlar da veli midir ki suda geziyorlar?”

Tekrar sormuşlar:

“Öyleyse efendimiz, bir saatte bütün dünyayı dolaşan, doğu ile batı arasında mekik dokuyan kimseler için ne söyşüyorsunuz?”

Hazret cevaben:

“benim nazarım da bunlar da veli değiller. Şeytan ism-i azam duasını okuyarak bir saniyede doğudan batıya gidip geliyor. Ama kafirdir şeytan. Dergah-ı ilahiden atılmıştır. İmanı reddedilip kabul edilmemiştir.” buyurmuş.

Soranlar bu cevapları aldıktan sonra:

“Öyle ise efendimiz, lütfen bize kimlere veli dendiğini, kimlerin veli olduğunu söyler misiniz? Vallahi biz kimlerin veli olduğunu bilemiyoruz” diyerek rica etmişler.

Şah-ı Nakşibend (ks) bunun üzerine şöyle buyurmuş:

“Ben, Peygamberin (sas) şeriatına mutabat eden, onun şeriatinden ayrılmayan kimselere veli derim. Böyle kimseler benim gözümde velidir.”

Sohbetler, Seyda Hz.

Posted in Menkıbeler, Tarikat Usülleri, Tasavvuf Büyükleri | 5 Comments »

Arzularımız

Posted by Zâcir Haziran 15, 2007

 

“Eğer en başa Allah’ın bizden istediklerini koymazsak,” dedi Şeyh, “asla tatmin olmayız- ne kadar çok şeye sahip olursak olalım. Dünya hoştur hoş olmasına, ama siz Allah’ın istediğini en başa koyun, yeter. Ev sahibi olma arzusunu ya da terfi aşkınızı vesaireyi başa koyarsanız – dileğinize ulaşabilir ve hayat öylece geçer, ama bilin ki bu hayat geçtikten sonra geri dönüş olmayacak ve ne kadar gözyaşı dökersek dökelim, hayatı yeni baştan yaşama hakkımız olmayacak. Hiçbir şeyi Allah’tan öne koymayasınız; arzularınızı ancak O tatmin eder.

(Muhyiddin Şekur, Su Üstüne Yazı Yazmak’tan…)

Posted in ÖLÇÜ, Edebiyat, TASAVVUF | 1 Comment »

Asıl Kimliğimiz Nedir?

Posted by Zâcir Haziran 15, 2007

Bu dünyada iç içe girmiş birden fazla kimlik veya statüye sahibiz. Müslümanız, insanız, vatandaşız, diyelim ki aile reisiyiz, memuruz, esnafız, bir derneğin, bir fikrin mensubuyuz, vs… Bütün bu kimlik veya statülerin bize yüklediği görevler ve sorumluluklar vardır. Yükümlülüklerimizi yerine getirmek, netice almak, muvaffak olmak için, yapmamız gerekenleri önemine göre sıralar, bazılarına öncelik veririz.

Şu halde “önceliklerin belirlenmesi”, kimliklerimizin bize yüklediği sorumluluklar ile hedeflediği neticeyi dikkate almak suretiyle yapılan şuurlu bir tercih ve sıralama eylemidir. Kendimiz olmayı, sorumluluklarımızı bilmeyi, neticeyi gözetmeyi, akletmeyi ve nihayet standart ölçüleri gerektirir.

Tek tek isimlendirilmekle beraber, sahip olduğumuz kimlikler uygulamada iç içedir ve her birinin önceliklerinin farklı olması, hatta bazen bu önceliklerin çakışması, yine uygulamada temel bir kimliğin belirleyiciliğini zaruri kılar. Bizim temel kimliğimiz ilk ve en kapsayıcı çerçeveyi oluşturduğu için müslümanlığımızdır. Yani kim ve ne olursak olalım, önceliklerimizi belirlerken müslüman kimliğimizin icaplarını esas almak, bunun ölçülerini hesaba katmak, bütün tutum ve davranışlarımızın bu çerçevede kalmasına özen göstermek zorundayız.

Çünkü müslümanlığımız “asıl”, diğer kimliklerimiz “fer” (birinci derecede önem taşımayan) hükmündedir.

Öyleyse birinci ve değişmeyen önceliğimiz, bütün davranışlarımızın, bu arada her konudaki önceliklerimizin “din”in kriterlerine göre belirlenmesi gerektiğini bilmek, İslam kimliğini kuşanmak, yani “müslüman olmak” ve “müslüman olmayı sürdürmek”tir.

(Ali Yurtgezen, Semerkand Dergisi’nden…)

Posted in ÖLÇÜ, Düşünce Yazıları | 2 Comments »

Cihad

Posted by Zâcir Haziran 4, 2007

 

Şiddetle, işkenceyle, zulümle mücadeleye çıktığını sananlar, nasıl olur da, kendilerini aynı araçları kullanmaya mecbur hissedebilirler?

İslam’ın öngördüğü savaş şiddet (terör) değil, cihattır. Artık şiddetin ve vahşetin diliyle konuşmayan bir müslümanlar kalmıştır. Fakat bu yeterli mi? Müslümanlar arasında acaba kaç tanesi asıl “büyük cihad”a, nefsiyle cihad etmeye çıkabilmiştir?

Ve kaç tanesi nefsiyle cihad etmenin yolunu, yöntemini doğru dürüst bilebilmektedir?

Kaç kişi nefsini nasıl murakebe, muhasebe, muhakeme edebileceğini bilebilmektedir?

Rasim Özdenören, Müslümanca Yaşamak, İz Yayınları

Posted in ÖLÇÜ, Düşünce Yazıları, TASAVVUF | Leave a Comment »

Nefs ve Çeşitleri

Posted by Zâcir Mayıs 18, 2007

Nefs: Kulun kötü ve günah olan hal ve huyları, behimi, hayvani ve süfli arzular. Enaniyet, nefs-i emmare, ruh, insani ruh, kalb.

Etvar-ı Seb’a: Nefsin ve ruhun yedi tavrı, yedi şekli ve hali.

1. Nefs-i Emmare: Kötü ve günah olan işlerin yapılmasını emreden nefs, hayvani nefs. “Şüphesiz ki nefs kötülüğü emreder.” (Yusuf, 12/52)

2. Nefs-i Levvame: Kınayan, yeren ve kötüleyen nefs. Yapılan kötü ve günah iş sebebiyle failini muaheze eden ve hesaba çeken nefs, vicdan azabı. İşlenen kötülük sebebiyle pişmanlık duyan,  tevbe eden ve özür dileyen nefs. (Kıyamet, 75/2)

3. Nefs-i Mülhime: İlham ve keşfe mazhar olan nefs. Neyin iyi ve sevap, neyin kötü ve günah olduğunu ilhamla bilen ve ona göre hareket eden, vicdanın sesini duyan ve dinleyen nefs. (Şems, 91/7-8)

4. Nefs-i Mutmainne: Tatmin olunmuş, huzur ve sükuna kavuşmuş, faziletlerle donanmış, ilahi fiillerin tecellilerine mazhar olmuş nefs. (Nahl, 16/106; Fecr, 89/27)

5. Nefs-i Raziyye: Kendi ferdi iradesinden ve isteğinden vazgeçen, celali ve cemali tecellileri gönül hoşluğu ile karşılayan, kaza ve kaderin her nevi tecellisi karşısında mutlak olarak rıza durumunu muhfaza eden, sızlanmayan, şikayetçi olmayan, lütfun da hoş kahrın da hoş, diyebilen ve böylece rıza makamına eren nefs. “Ve radu anhu” (Maide, 5/119; Fecr, 89/28)

6. Nefs-i Marziyye: Allah’ın kendisinden razı olduğu nefs. “Radiyallahu anhum”. Bu makamda Allah razi (razı olan) kul marzidir (razı olunan). Karşılıklı rıza hali. (Fecr, 89/28; Beyyine, 98/8)

7. Nefs-i Kamile veya Nefs-i Zekiyye veya Nefs-i Safiyye: Bütün kemal sıfatlarını kazanarak insanları irşad mevkiine yükselen kamil, temiz ve saf nefs, insan-ı kamil. (Şems, 91/9)

Kaynak: Tasavvufi Hayat, Necmüddin Kübra, Dergah Yay.

Posted in Dini Terimler, TASAVVUF | 3 Comments »