MeNZiL.wp

Niyet ettim Allah rızası için..

Archive for the ‘GÜNCEL’ Category

“Muhafazakar Kesim Duruşundan Vazgeçti”

Posted by Zâcir Eylül 15, 2009

 

Zahide Ülkü Bakiler / TV-Radyo Programcısı:

Muhafazakar kesim kadınların çalışması konusunda daha iştahlı. Dünya nimetlerinin ne kadarına ulaşırlarsa, kendilerini o kadar şanslı sayıyorlar. Hayat standartlarını yüksek tutanların ya da bunu arzu edenlerin sayısı gün geçtikçe artıyor. Bu da –geniş kesimler içinde- bir tek erkeğin çalışmasıyla kolay kolay mümkün olmayacağına göre, kadınlar da yüksek tempolu bir iş yaşamının içine atılıyorlar. Sanki bir sirkte yaşıyoruz: İzleyiciler yani toplum, elinizde kaç top tutabildiğinize bakıyor. Herkesin gözü herkesin üzerindeyken kendinizi mecbur hissediyorsunuz. Bir yerde kadınların bu dayatmalara isyan edeceğini zannediyorum, daha doğrusu bekliyorum. Umarım o isyan gelir ve hepimiz daha az gösterişli, ama soyut hazları daha yüksek bir hayat yaşayabiliriz.

(Semerkand Aile Dergisi Eylül ’09 sayısından alıntı.)

Reklamlar

Posted in Kadın | 2 Comments »

“Bir Ahir Zaman Velisi: Dr. Hasret”

Posted by Zâcir Aralık 22, 2008

Hatice ÇALIŞ

Semerkand Aile

İsmi güzel ahlâk ve hizmetle bütünleşmiş kâmil bir insan Dr. Hasret Şahin. Arkasında örnek alınacak ibretamiz bir hayat bırakarak 2002 yılında Üsküdar’da meydana gelen deniz kazasında şehitlik rütbesine erişirken henüz 44 yaşındaydı. 21 gün boyunca denizde kayıp kalan naaşı Erdek açıklarında bulunduğunda, üzerinde duran elbiseleri ve başörtüsü ihlâsına şahitlik ediyordu sanki. Binlerce insanın gönlünde taht kuran bu gizli modern zaman velisinin hayatı bir mesel olup dilden dile nakledildi.

Tek kişilik hizmet ordusu

1958 yılında Giresun’da dünyaya gelen Hasret Hanım üniversite çağına kadar burada yaşar. 1976’da Dicle Üniversitesi Tıp Fakültesi’ni kazanır ve bir süre sonra gelen kargaşalı yıllarda büyük zorluklar yaşayarak 1982’de doktorluk diplomasını alır. O yıllarda ailesine yazdığı mektuplarda içinde bulunduğu ortamın zorluğundan ve emniyetsizliğinden sıkça bahseder. Fakat hiçbir şey şükürden uzaklaştırmaz onu. Bir mektubunda şöyle yazmıştır: “Allah’a şükrediyorum. Benim görevim de bu zaten. Acılar içinde şükretmek kadar lezzetli bir şey tatmadım. Seccademe oturup elimi açıyor, dileklerimi iletiyorum. Gözümden yaşlar süzülüyor. İsyan gözyaşları değil, şükür gözyaşları.”

Hasret Hanım mezun olduktan sonra evlenip İstanbul’a yerleşir. Bir sene Silivri’de mecburi hizmet görevini ifa ettikten sonra manevi büyüklerinin tavsiyesiyle Yeni Sahra’da bir muayenehane açar ve vefat edene dek mesleğini burada devam ettirir. Hasret Hanım hayatının merkezine hizmeti koymuş bir insandır. Onun için doktorluk, zenginlik yahut şöhret kapısı değil insanlara hizmet edebileceği bir vasıtadan ibarettir. Bu yüzden, muayenehanesi pek çok doktoru kıskandıracak kadar dolu olmasına rağmen kazancı hiçbir zaman buna paralel olmamıştır. Bulunduğu muhitte ihtiyaç sahibi insanlar çok fazladır. Hasret Hanım ücret almadan onları muayene eder, hatta ilaçlarının parasını bile verir. Yardımları karşısında mahcubiyet hissedenlere ise bunun kendisi üzerine bir borç olduğunu, sadece ilminin zekâtını vermeye çalıştığını söyler. Yazının devamını oku »

Posted in Kadın, Tasavvuf Büyükleri, İzler ve Düşler | 4 Comments »

Kandilimiz Mübarek Olsun

Posted by Zâcir Ağustos 10, 2007

Posted in GÜNCEL | 1 Comment »

SEMERKAND Kocaeli-İstanbul ve Zonguldak’ta

Posted by Zâcir Temmuz 19, 2007

Semerkand Dergisi temsilcilik bazında Kocaeli, İstanbul ve Zonguldak’taki fuar faaliyetleri:

Kocaeli Kültür Sanat ve Eğlence Fuarı

Kültür Adası, Merkez-Kocaeli

15 Haziran 2007-15 Eylül 2007

***

Geleneksel 2. Uluslararası Silivri Yoğurt Festivali

Sahil Kordon Boyu, Silivri-İstanbul

15 Haziran 2007-15 Eylül 2007

***

Kilimli Belediyesi 10. Kültür ve Sanat Festivali

Kilimli Sahil Boyu, Merkez-Zonguldak

29 Haziran 2007-30 Ağustos 2007

Posted in Duyurular | Leave a Comment »

Istıraplarımızın Sebebi

Posted by Zâcir Haziran 15, 2007

Bid’at mana itibariyle, “dinde olduğu halde çıkarılıp atılan veya, dinde olmadığı halde ihdas edilen her türlü unsur”un adıdır ve her ikisi de yanlıştır, reddedilmiştir. 

Sahabe-i kiram ve onları takip eden tabiin nesli, imanla birlikte bir müminde yaşayabilen bid’at ve nifakı büyük bir titizlikle tarif etmiş ve açıklamışlardır. Kendileri de yırtıcı bir hayvandan kaçar gibi bunlardan kaçınmış, uzak durmuşlardır. Çünkü müminin en büyük korkusu son nefeste su-i hatimedir (kötü akıbet).

Ashab-ı kiram ve tabiin, kötü akıbetin hayatımızdaki sebeplerinin başında bid’at ve nifak ile her türlü kibir, gurur ve kendi nefsini beğenme hastalıkları olduğunu tesbit etmişlerdir.

Maneviyatı böylesine kemirip perişan eden ve kişinin şaki olmasına sebep olan bu marazi haller, Allah’ın kitabında ve sünnet-i Resul’de şiddetle reddedilmiş, müminler uyarılmıştır.

Bugün ıstıraplarımızın en önemli sebeplerinden biri, dünyada huzurumuzu, ahirette de ebedi saadetimizi temin edecek hakiki hayat nizamımızın bazı unsurlarını hayatımızdan eksilterek, onda olmayan bazı unsurlaru da dahilmiş gibi görerek hareket etmektir. Dolayısıyla gafil kalpler ve şuursuz tavırlarla birçok manevi hastalıklara maruz kalınmıştır.

Çareye gelince, ilk tedbir manevi hastalıkları tedavi edecek kalp tabibi kamil rehberleri arayıp bulmak ve onların tavsiye ettikleri manevi reçeteyi uygulamaktır. İşte bu kamil rehberlerin manevi terbiyesi ve örnekliği ile saf ve berrak dinimizi anlamak ve yaşamak daha kolay olabilir.

(M. Saki Erol, Hayat Dengemiz’den…)

Posted in Gençlik, Tarikat Usülleri, Tasavvuf Büyükleri | Leave a Comment »

İkbal’den Müslüman Kadına

Posted by Zâcir Mayıs 5, 2007

Ey örtüsü, bizim namusumuzun perdesi olan Müslüman kadın! Senin parıltın bizim fanusumuzun sermayesidir.

Senin temiz yaradılışın; bize Hakk’ın bir rahmetidir. Dinin kuvveti, milletin temelidir.

Çocuğumuz sütten kesilir kesilmez, ona evvela “La ilahe illallah’ı” sen öğrettin.

Senin muhabbetin, bizim tavrımızı, fikrimizi, sözümüzü, işimizi tanzim eder.

Senin bulutunda yerleşmiş olan bizim şimşeğimiz; dağlarda çaktı, sahralarda koştu.

Ey hak dinin nimetlerinin kendisine emanet edildiği İslam kadını! Hak dinin yanan aşkı senin nefeslerindedir.

Bugünkü devir, mürai; dışı süslü, içi çirkin ve hilekardır. Onun kervanı, din malının yolunu vurur.

Onun anlayışı kördür ve Allah’ı tanımaz. Ancak insaniyet vasfından tecerrüt edenler onun zincirine bağlanmışlardır.

Gözü küstah ve pervasız bakar. Kirpiklerinin pençesi bir yakaladı mı bir daha bırakmaz.

Ona avlanmış olan kendini hür sanır. Onun eliyle ölen kendini diri sanır.

Cemiyetin fidanına su veren sensin. Milletin sermayesini muhafaza eden sensin.

Ticaretinde kar ve zarar düşünme, babalarının yolundan zinhar ayrılma.

Hayat, felek çok haşin ve kudretlidir. Buna karşı daima uyanık olarak evlatlarını yetiştir.

Daha kanat açmayan bu çemen evlatları, yuvalarından uzak düşmüşlerdir.

Senin yaradılışının ulvi cazibeleri vardır. Akilane hareket et, Hazreti Fatıma, Müslüman kadını için bir örnektir. Ondan gözünü ayırma.

Ta ki senin dalın da bir Hüseyin meyvesi versin; gülistan eski mevsimi getirsin.

Muhammed İkbal, Esrar ve Rumuz

Posted in Kadın | Leave a Comment »

SEMERKAND İzmir’de

Posted by Zâcir Nisan 14, 2007

 

Semerkand Yayınları Bursa’dan sonra şimdi de İzmir Tüyap Kitap Fuarı’nda olacak. Önümüzdeki günlerde on ikincisi gerçekleşecek olan İzmir Tüyap Kitap Fuarı 21 Nisan’da, İzmir Kültürpark Fuar Alanı’nda başlayacak.

Semerkand Yayınları’nın okuyucuyla buluşacağı fuarda sevilen yazarların imza günleri de var. Siz de yeni çıkan kitaplara sahip olmak ve yazarlara kitaplarını imzalatmak istiyorsanız elinizi çabuk tutmalısınız; çünkü fuar 29 Nisan’da son buluyor.

Ayrıntılı Bilgi için: (0216) 311 13 35

Posted in Duyurular | 2 Comments »

“Yirmi Beş!”

Posted by Zâcir Nisan 14, 2007

Bir evin, bir sofranın, bir duanın kardeşiydi onlar. Bir köyün, köylerin en güzelinin insanıydı hepsi. Kimi Aydınlı, kimi Sinoplu, Adanalı, Diyarbakırlı, Samsunluydu. Ama bir araya gelip koyunca yüreklerini ortaya, hepsi aynı köyün evladı oluyordu. Sabahtan yola çıksalar akşam vakti aynı köye varırdı yürekleri. Ve sıkıldıklarına aynı köye ulaşırdı istekleri. Ama en önemlisi bir duaydı paylaştıkları. Hepsi açınca ellerini “Ya Rabbi” diyordu “okulumuzu bitirip ülkemize en güzel şekilde hizmet etmeyi bize nasip et…”

O gün bir telaş vardı bu gençlerin evinde. Misafirleri gelecekti akşam. Ama hiçbirinin parası yoktu. Evde de yemeklik malzeme kalmamıştı aksilik bu ya. Birbirlerine hissettirmemeye çalıştıkları, ama hepsinin aynı anda yaşadığı bir sızı çöreklenmişti yüreklerine. Aynı sızıydı ya paylaştıkları, aynı dua için açıldı elleri. Güldü içlerinden biri arkadaşlarını rahatlatmak için “Haydi” dedi “yapmayın. Hangi köyün evladısınız siz? Hemen ararım babamızı. O halleder sıkıntımızı. Ne zaman sıkıntıda kaldık ki şimdi kalalım. Kodu kim önce çevirirse o konuşsun babayla.” Biri sordu şaşkın ve umutsuzca: “Ne ki kod?” “Yirmi beş” dedi diğeri gülerek “Yirmi beş!”

O gün akşamüzeri erzak geldi evlerine. “Biri” dedi kapıdaki adam “öğrenciye hayır yapayım demiş. Fitresi varmış yirmi beş lira. Ben de erzak aldım. Aslında bizim apartmanımızda da öğrenci var, ama hanım burayı tarif etti. ‘Karşı apartmana, yirmi beş numaraya götür götür’ dedi.”

“Afiyet olsun kızım” diyerek bıraktı adam elindeki poşetleri. Paketleri alan şaşkın ve mütebessim kız, arkadaşlarının yanına geldi. “Tamam” dedi gülerek. “Hatları meşgul emeyin. Yirmi beş yoğundur şimdi. Bizim ihtiyacımız görüldü. Daha çok ihtiyacı olan bağlansın…”

Rümeysa Oğuz, Semerkand Aile, Nisan 2007

Posted in Gençlik, TASAVVUF | 3 Comments »

Selamı Sabahı Kestik

Posted by Zâcir Nisan 7, 2007

Herkese bir haller olmuş, kimse kimseyi görmüyor. Aynı apartmanda, aynı katta oturanlar, dolmuşa, otobüse binenler, alışveriş yapmak için markete girenler…  Kısacası kimse kimseye selam vermiyor. Üstelik birçoğumuz milliyetçi, dindar, laik, solcu, sağcı, köylü, şehirli, Malatyalı, Trabzonlu, İzmirli, kadın, erkek, açık, kapalı… Bölündükçe bölünüyor, farklılaştıkça uzaklaşıyoruz. Hal böyle olunca patlamaya hazır barut olmuş sokaklarda dolaşıyoruz.

Yolda yürürken yanlışlıkla birisine çarpsanız sizi parçalayacak gibi davranıyor. Neler oluyor? Niye birbirimizi sevmiyoruz? Niye birbirimizle selamlaşmıyoruz? Günaydını, merhabayı veya Allah’ın selamını “selamun aleyküm”ü birbirimizden niye esirgiyoruz? Halbuki bu topraklarda selamlaşma adabı üzerine kitaplar yazılan, selamlaşmaya önem veren köklü bir kültür var. Üstelik İslam dini selamlaşmayı emretmiş. Toplumsal barışı sağlamak adına Hz. Peygamberimiz (s.a.v); “Size aranızdaki sevgiyi arttıracak bir haber vereyim mi? Aranızda selamı yayın!” diyor.

Yazının devamını oku »

Posted in ÖLÇÜ, GÜNCEL | 2 Comments »

Semerkand Aile İnternette

Posted by Zâcir Mart 26, 2007

 

Beğeniyle takip ettiğimiz Semerkand Aile’nin web sayfası bu ay itibarıyle hizmete açıldı.
Duyurulur..

..Son sayıyı incelemek için tıklayın..

www.semerkandaile.com

Posted in Duyurular, Kadın | 31 Comments »