MeNZiL.wp

Niyet ettim Allah rızası için..

GELENEK MESELESİ

Posted by Zâcir Mart 26, 2007

Rasim Özdenören

İslam dinine yabancı olan biri, onu basit bir “gelenekçi” olarak görebilir.* Nitekim Batı dünyasında da koyu Hıristiyan’ın dinine bağlılığı böyle bir bağlam içinde değerlendirilmektedir. Konu, giderek sosyolojinin uğraştığı meselelerden biri haline gelmiştir. Geleneğin, dar anlamıyla örf ve adetin, çağdaş toplumun dinamik gelişme süreci içinde tıkayıcı, engelleyici, bastırıcı ve ilerlemeye karşı koyucu bir rol oynadığı söylenebilmektedir. Bu yüzden de, yıpranmış sayılan geleneğin kanunlarla kaldırılması yoluna gidilmektedir. 

Öte yandan aynı geleneğin toplumsal ilişkilerde kolaylık sağlayıcı, kendiliğinden düzenleyici bir kurallar demeti getirdiği de kabul edilmektedir. Geleneğin, daha doğrusu örf ve adetin (veya teamülün) o toplum içinde bir bakıma müeyyidesi olmayan hukuk kuralları gibi itibar gördüğü bilinmektedir. Örf ve adet, hukuk kuralları gibi kanuni bir müeyyideye raptedilmemiştir, fakat toplum baskısı onlara hukuk kuralları gibi uyulmasını zorunlu kılar.

Geleneğe uyan kişinin davranışında “geçmişe saygı”, “alışkanlık” gibi amiller gizli bulunabilir. Bu yanı ile gelenek yalnızca sosyolojinin değil, psikolojinin de alanına girer. İkiyüz yıldan beri, yani Fransız İhtilalinden bu yana Batı’nun hemen her ülkesi hemen her alanda (sınai, iktisadi, siyasi) üst üste gelen ihtilaller, inkılaplar geçirmiştir. Gelen her yeni ihtilal veya inkılap o ülkenin insanından eski geleneğini bırakıp yeni alışkanlıklar edinmesini istemiştir. Yeni düzene eski alışkanlıkları dolayısıyla uymakta güçlük çeken ve sırf bu nedenle karşı koyan kimse “tutucu” olarak görülmüş ve kınanmıştır. Din, ayrı bir “toplumsal norm” sayılmamakla beraber, bir anlamda o da örf ve adet (gelenek) kategorisi içinde mütalaa edilmiş, dolayısıyla nazari de olsa vazgeçilebilir bir gerçeklik olarak görülmüştür. Kimse dinden vazgeçmeye yanaşmasa da dinin böyle değerlendirilmesi, belli bir zihniyetin ifadesini yansıtır. Durumu şöyle de anlatabiliriz. Dine bağlılık dini bütün bir Hıristiyan için bile, belli bir toplumsal alışkanlığın korunması ve devam ettirilmesi tarzında anlaşılmaktadır. Bu alışkanlığını, o, aynı zamanda “geçmişe saygı” amiliyle de bezeyebilir. Dine sahip çıkarken elbet “kutsal bir şeye” sahip çıktığının bilincindedir. Böylece din, toplumsal normlar arasında farkına varılmadan “kutsal bir alışkanlık” haline getirilmiş olmaktadır. Ama önünde sonunda bir alışkanlıktır: vazgeçilebilir bir şeydir insanın “dini tutkusu”. Böylece geleneğe karşı yöneltilen küçümseyici, hor görücü bakışın dini de aynı çerçeveye indirgemek istediği belli olmaktadır.  Şimdi Türkiye’de de Müslümanların İslam’a bağlılığını, Batı dünyasında yerleşmiş anlamıyla bir tür “gelenekçilik” diye görenler ve sananlar var. Nitekim Müslümanların zaman zaman “gelenekçiler” veya “tutucular” gibi sıfatlarla anılması, böyle bir anlayışın sonucudur. Oysa hiç bir şuurlu Müslüman dar anlamda gelenekçi değildir. Bu anlamdaki gelenekçiliği reddeder. Çünkü onun, İslam’a bağlılığı basit anlamda bir geleneğin, bir alışkanlığın sürdürülmesi anlamını taşımaz. Müslüman, İslam’a, Allah’a olan kulluğu ancak ve yalnız bu yoldan gerçekleştirebileceği için bağlıdır. Hiç bir geleneğin hatırı için ve başka hiç bir şey için değil!… *Bu konuda bkz. Rasim Özdenören, Müslümanca Düşünme Üzerine Denemeler, İz Yayıncılık 

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s

 
%d blogcu bunu beğendi: