MeNZiL.wp

Niyet ettim Allah rızası için..

TESLİM OLMA ÖZGÜRLÜĞÜ ve ORUÇ

Posted by Zâcir Eylül 21, 2006

 

 

Dünyayı istemek, bu dünyadan hiç gitmeyecekmiş gibi yaşamamıza yol açıyor. İhtiyaç için tüketmek;örneğin bir çift ayakkabıya duyduğumuz ihtiyacı bir çift ayakkabı alarak gidermek artık pek mümkün değil. Zevk için tüketmemiz isteniyor çünkü bizden. İhtiyaç fazlası ne kadar çok şeye sahipsek o kadar kudretliyiz, büyüğüz ve zenginiz bugün.

Bize televizyonlardan, reklamlardan, ışıklı reklam panolarından sürekli nefsimizin rızası için yaşamamız öneriliyor. Yedikçe acıkıyor, acıktıkça iştahlanıyor ve obezleşene dek her şeyi içimize almayı arzuluyoruz büyük bir şehvetle. Piyasaya sürekli daha zehirli, daha çok bağımlılık yaratan ve daha hormonlu tüketim ürünleri sunuluyor. Daha beyaz yıkayan deterjanlar, daha çabuk genççleştiren kremler, losyonlar… Daha bol kimyasallı ama sözün ona katkısız diyet ürünleri…

Bu ürünlerle nefsimizi nasıl tatmin etmemiz gerektiğini anlatacak aktörler var her gün medyada: Balığın iyisini nerede yemeli, en lezzetli et hangi lokantada… Yeme içme adabı gurme hanım ve beylerin talimatları doğrultusunda artık tek bir veriye indirilmiş durumda: “Sakın tatmin olmayın! Daha iyisini, daha çoğunu ve daha değişik olanını talep edin!”

Çocuklarımız bu şekilde vermeyi değil yalnızca almayı öğreniyor. Ahireti değil bu dünyayı düşlüyorlar. İnsan tasavvurlarında bir Yaratan varsa bilse, onunla savaşarak, ona karşı gelerek bu dünyada ölümsüzlük elde etmeyi hedefliyorlar ister istemez. Gençlik hapları, toksinlerden kurtulma yöntemleri, estetik ameliyatlar… Bu dünyaya zamkla yapışmak, halatla bağlanmak ölümü, ahireti ve gaybı unutturmuyor mu?

Sadece bu kadar da değil. Günü yaşamak için hayatı ancak tüketmek gerekiyor. “Arzu ettiğiniz her şeyi elde edebilirsiniz, ister bir elbise, ister bir sevgili… Bütün yapacağınız özgür olduğunuzu fark etmek…”

Bu önermeleri her gün defalarca duyan çocuklar, bu şekilde özgürlük hayalleri kurarken nasıl esir alındıklarını, bu kâr kuruluşları tarafından nasıl yutulduklarını ve küresel bir vicdansızlığa bağımlı kılındıklarını fark edebilirler mi? Yalnızca almayı bilen bir çocuğa Allah rızası için ne yaptırabilirsiniz? Nefsine köle olmakla tatmin bulmaya çalışan birine Allah için aç kalmayı nasıl izah edebilirsiniz?

Çocuğunuz gurme olmayı taklit ede ede öğrenebilir. Ama ona oruç tutmayı, namaz kılmayı en fazla şeklen gösterebilirsiniz. İbadetler asla taklit edilemez.

Nihayetinde oruç tutmak aynı zamanda yalan söylememeyi, iftira etmemeyi, dedikodu etmemeyi, küfretmemeyi ve şehvetle bakmamayı gerektirir. İnsan oruç tutarken sadece midesi değil, diğer organları da oruç tutar çünkü. Dili, eli, kulağı, gözü, ayakları… Oruç bu anlamda bizi dış dünyanın sızıntılarından koruyan bir kalkan değil midir? Nefsimizle araya perdeler indikçe ruhumuz yücelmeye başlar. Arınmak biraz da budur sanırım:

Kendi nefsimizdeki katkı maddelerini attıkça vermeye başlarız. Vermek almak kadar kolay unutulmaz, vermeyi öğrendikçe teslim olmanın anlamını içselleştirmeye başlarız. Teslim olmak, alarak değil ancak vererek gerçekleşecektir. Çocuğumuza belki de ivedilikle öğretmemiz gereken şey bu olmalı. Yüce Allah’ın iradesine son zerreciğimize dek teslim olmak, savaş ve kıyamet senaryolarının başını alıp gittiği şu ahir zamanlarda masumların katledilmesine ve sivillere zulmedilmesine karşı en ahlaklı direniş yöntemlerinden biridir belki de.

Boyun eğmek, teslim olmak. Bugün dünyevileşmeye tapanlar ve kutsal olanın içini boşaltarak dünyevi olanı kutsallaştıranlar bu sözleri duyunca hemen yargılıyorlar. Teslim olmayı edilgenlik addediyorlar. Oysa, Chittick ve Murata’nın sözleriyle ifade edersek, teslimiyet Allah’ın iradesinin yerini alır:

“İnsanların Allah yolunda verdikleri mücadele (cihad) Allah’ın iradesi olur. Yani teslimiyet mücadeleyi talep eder. Biri olmadan diğeri asla tam değildir. İslami anlamda Allah’a teslimiyetin O’nun yolunda mücadele etmeyi talep ettiği apaçık. Namaz, zekât, oruç hep bu yolda mücadeledir.”

O halde teslimiyet, kendi içimizdeki düşmanla mücadele etmeyi elzem hale getiriyor. Peygamber Efendimiz’in dediği gibi, nefse karşı cihad, asıl büyük savaş değil mi müminler için?

Açlık ve susuzluk nefse karşı cihad yollarından biridir şüphesiz. Böylelikle Allah’ı daha çok zikretmeye başlar, O’nun bize duyduğu sevgiyi de daha çok idrak ederiz. Korku ile umut arasında denge tutturmaya çalışırken Allah aşkımız daha da artar. Aşk bu anlamda bir teslim oluş demek değil midir zaten?

Teslim oldukça özgürleşmeye başlarız. Artık iyi yeme içme, zevk için alışveriş, şehvet, dedikodu gibi nefsimizin molozları paçamıza takılmaz, ferahlarız, yolumuz açılır giderek.

Bu öyle muhteşem bir özgürleşmedir ki, akşam vakti girip ezan okunduğunda iki hurma ve yarım bardak su ile devam edebiliriz yolumuza. Tüketimde eşitlenmek mümkün değildir. Çünkü tüketmenin ve tatmin olmanın üst sınırı yoktur. Amma:

Kul olma paydasında tüm insanlarla eşitlenebiliriz yeniden… Sahurdan iftara… İftardan sahura… Çünkü imanın sırrı, her kulun kendi tabağındadır.

LEYLA İPEKÇİ, Semerkand Aile/Eylül 06

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s

 
%d blogcu bunu beğendi: