MeNZiL.wp

Niyet ettim Allah rızası için..

“Muhafazakar Kesim Duruşundan Vazgeçti”

Posted by Zâcir Eylül 15, 2009

 

Zahide Ülkü Bakiler / TV-Radyo Programcısı:

Muhafazakar kesim kadınların çalışması konusunda daha iştahlı. Dünya nimetlerinin ne kadarına ulaşırlarsa, kendilerini o kadar şanslı sayıyorlar. Hayat standartlarını yüksek tutanların ya da bunu arzu edenlerin sayısı gün geçtikçe artıyor. Bu da –geniş kesimler içinde- bir tek erkeğin çalışmasıyla kolay kolay mümkün olmayacağına göre, kadınlar da yüksek tempolu bir iş yaşamının içine atılıyorlar. Sanki bir sirkte yaşıyoruz: İzleyiciler yani toplum, elinizde kaç top tutabildiğinize bakıyor. Herkesin gözü herkesin üzerindeyken kendinizi mecbur hissediyorsunuz. Bir yerde kadınların bu dayatmalara isyan edeceğini zannediyorum, daha doğrusu bekliyorum. Umarım o isyan gelir ve hepimiz daha az gösterişli, ama soyut hazları daha yüksek bir hayat yaşayabiliriz.

(Semerkand Aile Dergisi Eylül ’09 sayısından alıntı.)

Posted in Kadın | 2 Comments »

Gönüller Nakkaşı: Şah-ı Nakşibend (ks)

Posted by Zâcir Eylül 15, 2009

Sadeddin Acar

Semerkand Dergisi

Adı: Hâce Muhammed b. Muhammed el- Buhârî
Doğum tarihi: 1318 (h. 718)
Doğum yeri: Kasrıhindüvân (daha sonra Kasrıarifan adını alacaktır)
Vefat yeri: Kasrıarifan (vefatından sonra ayrıca Bahaeddin de denilmektedir)
Vefat tarihi: 02 Mart 1389 (03 Rebiülevvel 791)

Üç günlük bebek iken Baba Muhammed Semmasî k.s. tarafından manevi evlat kabul edildi ve Baba hazretleri, yanında bulunan müridi Seyyid Emir Külal k.s.’ı onun terbiyesiyle görevlendirdi.

Uzun yıllar Emir Külal hazretlerinin yanında kaldı. Bu dönemde gördüğü bir rüya üzerine kendisinden çok önce vefat eden Hz. Abdulhalik Gücdevanî’ye mana aleminde intisap etti. Bu olaydan dolayı Üveysî lakabıyla da anılır oldu.

Kendisinden önce Hâcegân diye anılan tarikat-ı aliyye, ona nisbetle Nakşibendiyye adını aldı. Onun getirdiği esaslar ve bu yola dair özgün yorumları kalplerde ve gönüllerde nakış gibi iz bıraktı çünkü.  Özellikle dinin emir ve yasaklarına bağlılığı ve hafi zikir konusundaki ısrarı onu ayrıcalıklı bir yere koydu. Yazının devamını oku »

Posted in Tasavvuf Büyükleri | 2 Comments »

Dinleyin Yarenler

Posted by Zâcir Nisan 29, 2009

yarenler

Posted in Edebiyat, Menkıbeler, Tasavvuf Büyükleri | 1 Comment »

Hizmet Eden Kişinin Gönlü

Posted by Zâcir Nisan 13, 2009

resim

Hizmet eden kişinin gönlü mümbit bir toprak gibi olmalıdır.

Toprağın üzerinde gezen canlılar, onu çiğner ve cürufunu da ortaya dökerler.

Fakat toprak, bu cürufun hepsini temizler ve sonra çeşit çeşit güzellikte nebatlar bitirerek üzerinde dolaşan bütün mahlukatı besler.

Halid bin Velid – radıyallahu anh

Posted in ÖLÇÜ, Tarikat Usülleri, TASAVVUF | Leave a Comment »

“Bir Ahir Zaman Velisi: Dr. Hasret”

Posted by Zâcir Aralık 22, 2008

Hatice ÇALIŞ

Semerkand Aile

İsmi güzel ahlâk ve hizmetle bütünleşmiş kâmil bir insan Dr. Hasret Şahin. Arkasında örnek alınacak ibretamiz bir hayat bırakarak 2002 yılında Üsküdar’da meydana gelen deniz kazasında şehitlik rütbesine erişirken henüz 44 yaşındaydı. 21 gün boyunca denizde kayıp kalan naaşı Erdek açıklarında bulunduğunda, üzerinde duran elbiseleri ve başörtüsü ihlâsına şahitlik ediyordu sanki. Binlerce insanın gönlünde taht kuran bu gizli modern zaman velisinin hayatı bir mesel olup dilden dile nakledildi.

Tek kişilik hizmet ordusu

1958 yılında Giresun’da dünyaya gelen Hasret Hanım üniversite çağına kadar burada yaşar. 1976’da Dicle Üniversitesi Tıp Fakültesi’ni kazanır ve bir süre sonra gelen kargaşalı yıllarda büyük zorluklar yaşayarak 1982’de doktorluk diplomasını alır. O yıllarda ailesine yazdığı mektuplarda içinde bulunduğu ortamın zorluğundan ve emniyetsizliğinden sıkça bahseder. Fakat hiçbir şey şükürden uzaklaştırmaz onu. Bir mektubunda şöyle yazmıştır: “Allah’a şükrediyorum. Benim görevim de bu zaten. Acılar içinde şükretmek kadar lezzetli bir şey tatmadım. Seccademe oturup elimi açıyor, dileklerimi iletiyorum. Gözümden yaşlar süzülüyor. İsyan gözyaşları değil, şükür gözyaşları.”

Hasret Hanım mezun olduktan sonra evlenip İstanbul’a yerleşir. Bir sene Silivri’de mecburi hizmet görevini ifa ettikten sonra manevi büyüklerinin tavsiyesiyle Yeni Sahra’da bir muayenehane açar ve vefat edene dek mesleğini burada devam ettirir. Hasret Hanım hayatının merkezine hizmeti koymuş bir insandır. Onun için doktorluk, zenginlik yahut şöhret kapısı değil insanlara hizmet edebileceği bir vasıtadan ibarettir. Bu yüzden, muayenehanesi pek çok doktoru kıskandıracak kadar dolu olmasına rağmen kazancı hiçbir zaman buna paralel olmamıştır. Bulunduğu muhitte ihtiyaç sahibi insanlar çok fazladır. Hasret Hanım ücret almadan onları muayene eder, hatta ilaçlarının parasını bile verir. Yardımları karşısında mahcubiyet hissedenlere ise bunun kendisi üzerine bir borç olduğunu, sadece ilminin zekâtını vermeye çalıştığını söyler. Yazının devamını oku »

Posted in Kadın, Tasavvuf Büyükleri, İzler ve Düşler | 4 Comments »

Cennetle Müjdelenen Hanımlar, Ahmed Temam

Posted by Zâcir Ekim 7, 2008

Hacegan Yayıncılık Ahmed Temâm’ın “Cennetle Müjdelenen Hanımlar” isimli biyografi kitaplarını yayınladı. Hüseyin Okur tarafından dilimize tercüme edilen ilk serisi Hz. Meryem, Hz. Fatıma ve Hz. Asiye’yi anlatan bu eserleri kolay okunabilirliği ve akıcı üslubu ile herkese tavsiye ediyoruz. Her biri iman ve teslimiyet abidesi olan bu büyük hanımların hayatı yüzyıllar öncesinden günümüz müslümanlarına örnek olacaktır.

Satın almak için tıklayın.

 

Posted in Kitaplık | Leave a Comment »

Ciğer Kebabı

Posted by Zâcir Ekim 7, 2008

Bir gün ashabı güzin Kainatın Efendisinin huzuruna gelip Hz. Ebu Bekir’den şikayette bulundular:

– Ya Rasulallah, Hz. Ebu Bekir bir oda içine girip ciğer kebabı yiyor, biz kokusunu duyuyoruz, fakat bizi davet etmiyor.

Sultanı Enbiya buyurdular ki:

– Onun bir daha böyle yaptığını görürseniz bana haber verin. Beraber gidip bakalım.

Bir gün yine Hz. Ebu Bekir odaya girdi. Haber verdiler. Resul-i Ekrem hemen kalkıp oraya gitti. İçeri girdiğinde gördü ki ne ateş var ne kebap. Hz. Ebu Bekir’e sordu:

– Ya Ebu Bekir, yalnız başına ciğer kebabı yiyormuşsun doğru mudur?

Ebu Bekir (ra) de:

– Ya Rasulallah, haşa! Ben ciğer kebabı yemiyorum. Pişen kendi ciğerim, diye cevapladı. Rasulullah sebebini sorduğunda Hz. Ebu Bekir:

– Ya Habiballah, her an aklıma şu geliyor: Hak Teala bana İslam’ı nasip etti. Habibinin dostu eyledi. Ashab arasında meşhur oldum. Acaba kıyamet gününde halim ne olur? Allah-u Teala’ya bu kadar nimetin şükrünü eda edebilir miyim, diye korktuğumdan ciğerim yanıyor, kebap oluyor, cevabını verdi.

Bunun üzerine Ebu Bekir (ra) hakkında ayetler indi. Ashab-ı kiramın Hz. Ebu Bekir’e olan muhabbeti daha da arttı.

 

Kaynak: Dört Halifenin Menkıbeleri, Şemseddin Sivasi

Posted in Menkıbeler, Tasavvuf Büyükleri | Leave a Comment »

~ MOSTAR ~

Posted by Zâcir Eylül 24, 2007

Posted in Klipler | Leave a Comment »

İnsanın Melekten Üstünlüğü

Posted by Zâcir Ağustos 27, 2007

 

Tasavvuf yoluna ilk girdiğim dönemlerde müşahedemde gördüm ki bir yerde tavaf ediyorum, başka bir grup da benimle beraber tavaf ediyor. Ancak onlar o kadar yavaş yürüyorlardı ki, ben bir tavaf yapıncaya kadar onlar iki üç adım atabiliyorlardı.

O esnada bildirdiler ki, burası Arş’ın üzeridir, tavaf eden bu cemaat da meleklerdir. Peygamberimize ve o meleklere salat ve selam olsun.

“Allah rahmetini dilediğine verir. Allah büyük lütuf sahibidir.” (Bakara, 2/105)

İmam-ı Rabbani (kuddise sırruh), Rabbani İlhamlar

 

Posted in TASAVVUF | Leave a Comment »

Kandilimiz Mübarek Olsun

Posted by Zâcir Ağustos 10, 2007

Posted in GÜNCEL | 1 Comment »