Zahide Ülkü Bakiler / TV-Radyo Programcısı:
Muhafazakar kesim kadınların çalışması konusunda daha iştahlı. Dünya nimetlerinin ne kadarına ulaşırlarsa, kendilerini o kadar şanslı sayıyorlar. Hayat standartlarını yüksek tutanların ya da bunu arzu edenlerin sayısı gün geçtikçe artıyor. Bu da –geniş kesimler içinde- bir tek erkeğin çalışmasıyla kolay kolay mümkün olmayacağına göre, kadınlar da yüksek tempolu bir iş yaşamının içine atılıyorlar. Sanki bir sirkte yaşıyoruz: İzleyiciler yani toplum, elinizde kaç top tutabildiğinize bakıyor. Herkesin gözü herkesin üzerindeyken kendinizi mecbur hissediyorsunuz. Bir yerde kadınların bu dayatmalara isyan edeceğini zannediyorum, daha doğrusu bekliyorum. Umarım o isyan gelir ve hepimiz daha az gösterişli, ama soyut hazları daha yüksek bir hayat yaşayabiliriz.
(Semerkand Aile Dergisi Eylül ‘09 sayısından alıntı.)

Bid’at mana itibariyle, “dinde olduğu halde çıkarılıp atılan veya, dinde olmadığı halde ihdas edilen her türlü unsur”un adıdır ve her ikisi de yanlıştır, reddedilmiştir.
Bir evin, bir sofranın, bir duanın kardeşiydi onlar. Bir köyün, köylerin en güzelinin insanıydı hepsi. Kimi Aydınlı, kimi Sinoplu, Adanalı, Diyarbakırlı, Samsunluydu. Ama bir araya gelip koyunca yüreklerini ortaya, hepsi aynı köyün evladı oluyordu. Sabahtan yola çıksalar akşam vakti aynı köye varırdı yürekleri. Ve sıkıldıklarına aynı köye ulaşırdı istekleri. Ama en önemlisi bir duaydı paylaştıkları. Hepsi açınca ellerini “Ya Rabbi” diyordu “okulumuzu bitirip ülkemize en güzel şekilde hizmet etmeyi bize nasip et…”
Herkese bir haller olmuş, kimse kimseyi görmüyor. Aynı apartmanda, aynı katta oturanlar, dolmuşa, otobüse binenler, alışveriş yapmak için markete girenler… Kısacası kimse kimseye selam vermiyor. Üstelik birçoğumuz milliyetçi, dindar, laik, solcu, sağcı, köylü, şehirli, Malatyalı, Trabzonlu, İzmirli, kadın, erkek, açık, kapalı… Bölündükçe bölünüyor, farklılaştıkça uzaklaşıyoruz. Hal böyle olunca patlamaya hazır barut olmuş sokaklarda dolaşıyoruz.